Sami Tunç öldü mü? İnternette Dolaşan Garip Sorunun Peşinde Bir Gün
Bazı sabahlar vardır, kahveni alırsın, pencereden dışarı bakarsın ve dünya sana normalmiş gibi görünür. Sonra telefonuna bir bildirim düşer ya da bir arkadaşın sana “Sami Tunç öldü mü?” diye mesaj atar. İşte o an, hayatın o “normal” dediğin kısmı küçük bir gülümsemeyle seni terk eder.
Ben İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, gün içinde Karşıyaka sahilinde yürüyüp kendi kendine gereksiz senaryolar üreten biriyim. Bir yandan espri yaparım, bir yandan da geceleri yatakta “acaba yanlış bir şey mi söyledim?” diye 27 farklı versiyonumu analiz ederim. Bu yüzden böyle bir soruyla karşılaşınca beynim hemen ikiye ayrılıyor: biri ciddi araştırmacı, diğeri “ya boş ver abi, kesin yanlış anlaşılma” diyen tembel mod.
Ama internet öyle bir yer ki, hiçbir şey “boş verilecek” kadar basit değil.
Bir Sorunun İnternetteki Yolculuğu
“Sami Tunç öldü mü?” sorusu ilk bakışta basit bir merak gibi duruyor. Ama internet dediğin şeyde basitlik diye bir kavram yok. Bir isim, bir söylenti, bir yarım bilgi… Hepsi birleşince ortaya garip bir bilgi kaosu çıkıyor.
Geçen gün Alsancak’ta bir kafede oturuyorum. Yan masada iki kişi hararetli bir şekilde konuşuyor:
“Ya ben gördüm, biri yazmış!”
“Kim yazmış?”
“Bilmiyorum ama herkes konuşuyor.”
İşte internetin özeti bu. Kimse tam bilmiyor ama herkes emin.
Ben de o an kendi kendime düşündüm: “Sami Tunç öldü mü?” sorusu aslında bir kişiden çok, bir refleks haline gelmiş olabilir mi? İnsanlar artık bir şeyi doğrulamadan önce, onun hakkında konuşmayı seviyor. Çünkü konuşmak, düşünmekten daha hızlı ve daha eğlenceli.
İzmir Sokaklarında Zihin Gürültüsü
İzmir’de yaşamak biraz zihinsel multitasking gibi. Bir yandan deniz, bir yandan martılar, bir yandan da kafanın içinde bitmeyen düşünceler.
Mesela yürürken bir anda kendimi şu diyalogun içinde bulabiliyorum:
— “Sami Tunç öldü mü acaba?”
— “Kanka sen daha geçen gün tostçuya borcunu ödedin mi?”
— “O ayrı konu ama…”
İşte beynin gerçek hali bu. Konudan konuya zıplar, hiçbirini tamamlamaz ama hepsini düşünmüş gibi yapar.
Bir de şu var: Böyle bir soru duyduğunda insanın içinde otomatik bir “Google’a bakma refleksi” oluşuyor. Ama bazen bakmıyorsun. Çünkü aslında aradığın şey bilgi değil, rahatlama.
İnternet Dedikodusu ve Gerçeklik Algısı
Bugünlerde bir şeyin doğru olması için kanıt gerekmez hale geldi. Bir kişi bir şey yazıyor, sonra o yazı başka bir yerde alıntılanıyor, sonra üçüncü bir yerde “duydum ki” diye başlıyor ve bir bakmışsın konu artık şehir efsanesi olmuş.
“Sami Tunç öldü mü?” sorusu da bu zincirin bir halkası gibi düşünülebilir. Belki bir yanlış anlaşılma, belki başka bir isimle karışma, belki de sadece bir merak kıvılcımı.
Ama işin garibi şu: İnsanlar artık bilgiye değil, hikâyeye tepki veriyor.
Ben mesela bunu fark ettiğimde biraz ürperiyorum. Çünkü hikâye güçlü bir şey. Gerçekten daha hızlı yayılıyor.
Kafede Otururken Gelen Felsefi Çöküş
Geçen gün yine bir kafede oturuyorum. Yan masada biri telefonda:
“Abi bak ‘Sami Tunç öldü mü’ diye yazmışlar.”
O an iç sesim devreye girdi:
“Sen daha kendi hayatını organize edemedin, başkasının varlık durumunu sorguluyorsun.”
Sonra hemen başka bir iç ses:
“Boş ver, belki adam sadece trend olmuştur.”
İzmir’de 25 yaşında olmanın en güzel yanı bu: Her şeyden biraz ciddiyet, biraz da umursamazlık çıkarmak.
Gündelik Hayatta Yanlış Anlaşılmalar
Bir gün markette sıradayım. Önümdeki adam telefonda konuşuyor:
“Yok ya öldü falan demişler ama emin değilim.”
Ben otomatik olarak kulak kesiliyorum. Beyin hemen bağlantı kuruyor:
“Sami Tunç mu?”
Sonra kendime gülüyorum. Çünkü aslında olay tamamen başka bir şey olabilir. Ama insan beyni boşlukları doldurmayı seviyor. Hele İzmir sıcağında, bu boşluklar daha da yaratıcı hale geliyor.
Kasiyer bana bakıyor:
“Abi poşet ister misin?”
Ben hâlâ zihinsel dedektif modundayım:
“Evet ama önce şu meseleyi çözmem lazım…”
İç Sesimle Röportaj
Bazen kendi iç sesimle gerçekten tartıştığımı fark ediyorum. Bu sağlıklı mı bilmiyorum ama oldukça eğlenceli.
— “Sami Tunç öldü mü?”
— “Bilmiyorum.”
— “Nasıl bilmiyorsun ya?”
— “Ben sadece tost yedim bugün.”
— “Ama internet var.”
— “İnternet her şeyi bilmiyor.”
Bu noktada genelde susuyorum. Çünkü iç sesim haklı çıktığında moralim bozuluyor.
Bir Şehrin Günlük Absürtlüğü
İzmir gibi bir şehirde yaşayınca absürtlük sıradanlaşıyor. Sahilde yürüyen biri bir anda felsefi kriz yaşayabiliyor, bir diğeri ise sadece köpeğini gezdiriyor.
Geçen gün biri bana şöyle dedi:
“Duydun mu, Sami Tunç öldü mü diye konuşuyorlar.”
Ben de dedim ki:
“Ben daha sabah kahvaltıda ne yiyeceğime karar veremedim, o konuya sonra bakarım.”
Ama içimden şu geçti: İnsanlar artık büyük soruları küçük anlarda taşıyor. Ve bu bazen yorucu, bazen de komik.
Martılar, Kahve ve Yanlış Bilgiler
Sahilde otururken martılar bile sanki dedikodu yapıyor gibi geliyor.
“Gaak gaak”
(Bu kesin Sami Tunç meselesiyle ilgili)
Tabii ki değil. Ama insan beyni boşluk bırakmıyor. Her sesi bir anlama bağlamak istiyor.
Kahvemi yudumlarken düşünüyorum: Belki de “Sami Tunç öldü mü?” sorusu aslında bir kişinin değil, bilgi çağının refleksi.
Sonuç Gibi Değil, Devam Eden Bir Düşünce
Bazı sorular cevap bulmak için değil, insanın zihnini meşgul etmek için vardır. “Sami Tunç öldü mü?” sorusu da tam olarak böyle bir yere oturuyor. Net bir cevap aramaktan çok, insanların nasıl düşündüğünü gösteren bir işaret gibi.
Ben hâlâ İzmir sokaklarında yürürken bu tür düşüncelere dalıyorum. Bazen gülüyorum, bazen “neden böyle düşünüyorum” diye kendime kızıyorum. Ama sonunda hep aynı noktaya geliyorum: İnsan zihni, boş bırakılmaya hiç uygun değil.
Ve belki de en ilginç olan şey şu: Bir isim, bir soru ve bir internet akışı… Hepsi birleşip sıradan bir günü bile küçük bir hikâyeye dönüştürebiliyor.
Bu içeriğimizle “Sami Tunç öldü mü” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Cicimod okurlarına sevgilerle!