Kayseri’de Bir Sonbahar Sabahı
Kayseri’nin sabahları her zaman biraz sert gelir bana. Hava soğuk olur ama insanın içine işleyen asıl şey soğuk değil, sessizliktir. Erciyes’in eteklerinden esen rüzgâr, sanki şehrin üstüne serilmiş ince bir düşünce perdesini kaldırır gibi olur.
Ben 25 yaşındayım. Üniversiteyi bitirdim sayılır ama hâlâ kendimi “tamamlanmış” hissetmiyorum. Günlük tutarım. Her gün olmasa da, çoğu gece defterimi açar, içimde birikenleri sayfalara dökerim. O defterde ne kahramanlıklar var ne büyük başarılar… Daha çok küçük hayal kırıklıkları, ertelenmiş kararlar ve içime sığmayan sorular var.
Son zamanlarda hayatımın merkezine bir şey oturdu: Canvas.
Canvas ile İlk Karşılaşma
İlk başta sıradan bir şey gibiydi. Üniversitede dersler, ödevler, duyurular… Her şey oradaydı. Ama zamanla Canvas sadece bir sistem olmaktan çıktı. Günlük rutinin bir parçası, hatta bazen günün ruh halini belirleyen bir şey oldu.
Bir sabah uyanmıştım. Telefonuma baktım. Bildirim: “Yeni ödev eklendi.” Daha kahvaltı yapmadan içimde hafif bir baskı hissettim. Sanki gün bana başlamadan önce yüklenmişti.
O an defterime şunu yazmışım:
“İnsan bazen uyanır uyanmaz yorulabilir mi?”
İşte o gün ilk kez aklıma şu soru geldi: Kanvas sağlıklı mıdır?
Günlerin Birbirine Karıştığı Dönem
Kayseri’de kış erken gelir. Akşamları hava erken kararır, sokaklar boşalır. Ben çoğu zaman odamda, bilgisayar ışığının solgun parıltısında kalırım.
Canvas açık olur.
Bir sayfa ödevi, bir duyuru, bir sınav tarihi… Hepsi üst üste biner. Zamanla fark ettim ki sadece ders çalışmıyorum, aynı zamanda sürekli “takip etme” hali içindeyim. Bir şeyi kaçırmaktan korkmak, bir bildirim sesiyle irkilmek, bir güncelleme gördüğümde kalbimin hafif hızlanması…
Bunlar küçük şeyler gibi görünüyordu ama içimde bir ağırlık yapıyordu.
Bir akşam, dışarı çıkıp yürüdüm. Kayseri’nin soğuğu yüzüme çarptı. Bir bankta oturdum. Defterimi açtım ve yazdım:
“Bir sistem insanı bu kadar düşünceli yapmamalıydı.”
O an fark ettim ki mesele sadece dersler değil. Mesele, zihnimin hiç kapanmamasıydı.
Bir Arkadaşla Konuşma
Bir gün arkadaşım Emre ile oturduk. O da aynı sistemi kullanıyordu. Kahvesinden bir yudum aldı ve güldü.
“Alışacaksın,” dedi. “Artık her şey dijital.”
Ama ben alışmak istemediğimi fark ettim. Çünkü alışmak bazen kabullenmekti. Kabullenmek ise sorgulamayı bırakmaktı.
Ona şunu söyledim:
“Ben bazen nefes alamıyorum gibi hissediyorum. Sürekli bir şey yetiştirme hissi var.”
Emre omuz silkti. “Herkes öyle.”
İşte o cümle beni düşündürdü. Herkes böyle hissediyorsa bu normal mi oluyordu, yoksa sorun daha da büyümüş müydü?
O gece eve döndüğümde tekrar yazdım:
“Kalabalık bir yalnızlık içindeyim.”
Canvas Sağlıklı mıdır? Sorusu İçimde Büyüyor
Zaman geçtikçe bu soru daha sık aklıma gelmeye başladı. Canvas sağlıklı mıdır?
Bunu sadece bir yazılım olarak düşünmüyordum artık. Çünkü benim hayatımda bir alışkanlığa, bir refleks haline gelmişti.
Sabah uyanır uyanmaz kontrol ediyordum.
Akşam yatmadan önce son baktığım yer orası oluyordu.
Arada bir telefona uzanıp “bir şey var mı?” diye kontrol etmek bile bir ritüele dönüşmüştü.
Bir gün kendime şunu sordum:
“Ben mi sistemi kontrol ediyorum, yoksa sistem mi beni?”
Bu soru içimde tuhaf bir boşluk bıraktı.
Kayseri Sokaklarında Bir Yürüyüş
Bir pazar günü, hava biraz daha ılımandı. Erciyes uzaktan görünüyordu, karla kaplı zirvesi gri bulutların içinden çıkıp kayboluyordu.
Yürüdüm.
Telefonumu cebimde hissetmek bile bana garip bir güven veriyordu. Sanki bir şeyleri kaçırma ihtimaline karşı küçük bir sigorta gibiydi.
Bir pastanenin önünde durdum. İçeri girdim, sıcak bir çay söyledim. Masaya oturunca fark ettim: elim otomatik olarak telefona gidiyordu.
Canvas açık.
O an kendime sinirlendim. Gerçekten sinirlendim. Çünkü bu kadar basit bir an bile bölünüyordu.
Defterimi açtım:
“Ben artık anları yaşamıyorum, sadece takip ediyorum.”
İçsel Çatışma
Bir yanım şunu söylüyordu: Bu sadece bir sistem, abartıyorsun.
Diğer yanım ise daha sessiz ama daha güçlüydü: Hayır, bu sadece sistem değil. Bu senin zihnini işgal eden bir alışkanlık.
Bu ikisi arasında gidip geldim günlerce.
Derslerimi ihmal etmiyordum ama zihnim hep doluydu. Bir şeyleri kaçırma korkusu, yetişememe hissi, sürekli kontrol etme ihtiyacı…
Bir gece bilgisayarı kapatmadan önce uzun uzun ekrana baktım. Işık yüzüme vuruyordu.
Ve şunu düşündüm:
“Sağlıklı olan şey beni bu kadar yorar mıydı?”
Küçük Bir Değişimin Başlangıcı
Bir sabah, farklı bir şey yaptım. Uyanır uyanmaz Canvas’a bakmadım.
Telefonu elime almadım.
Sadece oturdum. Sessizce.
Bu çok küçük bir şeydi ama içimde büyük bir boşluk açtı. Alışkanlıklar bazen fark etmeden insanın etrafına duvar örüyordu.
O gün dışarı çıktım. Erciyes’in rüzgârı yine vardı ama bu sefer biraz daha farklı hissettirdi. Sanki ilk kez gerçekten oradaydım.
Defterime yazdım:
“Belki de sağlıklı olan şey, her şeyi kontrol etmek değil, bazen bırakabilmektir.”
Canvas ile Barışmak mı, Uzaklaşmak mı?
Sonraki günlerde tamamen bırakmadım. Bu mümkün değildi zaten. Dersler, sorumluluklar, hayatın akışı…
Ama bir şey değişti.
Artık Canvas’ı sürekli kontrol eden biri değildim. Onu sadece gerektiğinde açıyordum.
Bu küçük değişim bile zihnimi hafifletti.
Ama yine de soru tamamen kaybolmadı:
Canvas sağlıklı mıdır?
Belki de doğru soru bu değildi. Belki de soru şuydu:
“Ben onunla nasıl bir ilişki kuruyorum?”
Son Günlük Sayfası
Bir gece defterimi açtım. Kayseri’nin sessizliği odama dolmuştu. Sokaktan geçen bir araba sesi bile uzak geliyordu.
Şunu yazdım:
“Hayat bazen bir ekrana sığdırılamayacak kadar geniş. Ben bunu geç fark ettim. Canvas benim için bir araçtı ama zamanla içimdeki boşlukları doldurmaya çalışan bir şeye dönüştü. Şimdi bunu yeniden dengelemeye çalışıyorum.”
Kalemi bıraktım.
O an ilk kez içimde bir hafiflik hissettim. Ne tamamen kurtulmuş gibi ne de tamamen bağlı gibi… Sadece daha bilinçli.
Ve belki de bu yeterliydi.