Kayseri’nin Soğuk Sabahlarında Başlayan İç Yolculuk
Kayseri’de sabahlar her zaman biraz sert başlar. Rüzgâr, Erciyes’in eteklerinden şehre doğru inerken insanın yüzüne ince bir keskinlik bırakır. Ben yirmi beş yaşında biriyim ve hâlâ bu şehrin sabahlarına alışmış değilim. Alışmak da istemiyorum aslında; çünkü alışmak, bazı şeyleri sıradanlaştırmak demek. Oysa ben sıradanlıktan korkuyorum. Günlüğümde en çok yazdığım şey de bu: “Sıradanlaşmaktan korkuyorum.”
O gün sabah erken kalkmıştım. Uyandığımda odamın duvarına vuran solgun ışık, sanki içimde yarım kalmış bir cümleyi tamamlamaya çalışıyordu. Çantamı hazırlarken aklımdan tek bir soru geçiyordu: “Küçük kervan neye denir?” Bu soru günlerdir içimde dönüp duruyordu. Sanki bir anlamı varmış da ben onu kaçırmışım gibi.
Sokağa çıktığımda hava keskin, insanlar sessizdi. Kayseri’de sabahları insanlar çok konuşmaz. Herkes kendi iç sesini dinler gibi yürür. Ben de öyle yürüdüm.
Küçük Kervan Neye Denir? Sorusunun Peşinde
Merhaba! Cicimod sayfasında bugün “Küçük kervan neye denir” konusunu tüm yönleriyle ele alıyoruz.
Bu soruyu ilk kez dedemden duymuştum. Çocukken yaz tatillerinde köye gittiğimizde, akşamları soba başında anlatırdı. O zamanlar anlamazdım. Sadece sesinin tonunu severdim.
“Eskiden yollara çıkan küçük gruplara küçük kervan denirdi,” demişti bir akşam. Ama o an bunun sadece bir tanım olduğunu sanmıştım. Şimdi ise o kelime, içimde büyüyen bir şeye dönüşmüş durumda.
Küçük kervan neye denir? diye kendi kendime tekrar ettiğimde, aslında sadece bir tanım aramıyordum. Bir aitlik hissi arıyordum. Yalnız yürürken bile bir yere bağlı olma ihtiyacı…
O sabah tramvay durağında beklerken, yanımda iki öğrenci vardı. Çantaları ağırdı, birbirlerine bir şeyler anlatıp gülüyorlardı. Onları izlerken içimde tuhaf bir his oluştu. Sanki onlar bir küçük kervandı. Ama bunu yüksek sesle söyleyemedim. Çünkü bazı düşünceler insanın içinde kalmalıydı.
Çocukluğun Tozlu Sokaklarında İlk İz
Çocukluğum Kayseri’nin eski mahallelerinden birinde geçti. Dar sokaklar, birbirine yaslanmış evler, yazın toz, kışın buz olurdu. O sokaklarda her şey küçük ama anlamlıydı. İnsanlar birbirini tanırdı ama yine de herkes biraz yalnızdı.
Bir gün mahalledeki bakkalın önünde otururken, yaşlı bir adamın yol kenarından geçen deve benzeri bir yük arabasına baktığını hatırlıyorum. O zamanlar gerçek develer yoktu tabii ama zihnimde o görüntü bir masala dönüşmüştü.
Adam “İşte küçük kervan budur,” demişti.
Ben şaşırmıştım. Çünkü o araba bana sadece eski ve gürültülü gelmişti. Ama adamın gözlerinde başka bir şey vardı. Sanki o araba bir yolculuğu değil, bir hayatı taşıyordu.
O gün eve döndüğümde anneme “Küçük kervan neye denir?” diye sormuştum. Annem ise gülümseyerek “Bir yere birlikte gidenlerdir,” demişti. Ama o cümle bana yeterli gelmemişti. Çünkü birlikte gitmek, bana o zamanlar çok basit bir şey gibi görünmüştü.
Şimdi ise anlıyorum ki hiçbir şey basit değilmiş.
Yalnızlığın İçinde Büyüyen Bir Kervan Hissi
Yıllar geçtikçe insanlar değişti. Arkadaşlarım başka şehirlere gitti, bazılarıyla konuşmayı bıraktım. Üniversite yılları, insanın içindeki boşluğu büyüten bir dönem oldu benim için. Kalabalıkların içinde bile yalnız hissetmeyi öğrendim.
Bir akşam günlüğüme şunu yazmışım:
“Etrafımda insanlar var ama ben sanki bir istasyonda tek başıma bekliyorum.”
O cümleyi yazarken içimde bir kırılma hissetmiştim. Çünkü aslında beklediğim şey biri değildi. Bir yön, bir anlam, bir beraberlikti.
Küçük kervan neye denir? sorusu o zamanlarda daha derin bir hale geldi. Çünkü artık sadece geçmişten gelen bir tanım değil, geleceğe dair bir özlemdi.
Bir gün otobüs terminalinde otururken uzun yol şoförlerini izledim. Her biri farklı yerlere gidiyordu ama hepsinin ortak bir yanı vardı: hareket etmek. O an fark ettim ki, küçük kervan bazen insanlar değil, aynı yöne bakan kalplerdi.
Ve o an içimde hafif bir umut kıpırdadı.
Yolculuğun Ortasında Bir Karşılaşma
Bir sonbahar günüydü. Hava ne tam soğuktu ne de sıcak. Şehirde sararmış yapraklar rüzgârla birlikte savruluyordu. O gün bir sahafın önünde durdum. Kitap kokusu dışarıya taşıyordu.
İçeri girdiğimde rafların arasında dolaşan yaşlı bir kadın ve genç bir çocuk vardı. Birbirlerine çok yakın değillerdi ama aynı kitaplara bakıyorlardı. Çocuk bir kitabı alıp kadına uzattığında, kadın hafifçe başını salladı.
O an içimde bir şey oldu. Sanki görünmeyen bir düzenin parçasını görmüştüm.
Kendi kendime fısıldadım:
“Küçük kervan neye denir? Belki de böyle anlara.”
Kadın beni duymadı ama çocuk göz ucuyla bana baktı. Gözlerinde garip bir sakinlik vardı. Sanki yola çıkmaya hazırdı ama henüz adını koymamıştı.
O gün sahafın içinde uzun süre kaldım. Kitaplara dokundukça, her birinin bir yolculuğun parçası olduğunu hissettim. İnsanlar da böyleydi belki. Birbirine değen ama aynı zamanda kendi yolunu taşıyan parçalar.
Kaybolmuşluk ve Yeniden Bulma Arasında
Hayatın bazı dönemlerinde insan kendini bir boşluğun içinde buluyor. Ne ileri gidebiliyor ne geri dönebiliyor. Ben de o dönemlerden birindeydim.
Bir arkadaşım bana “Sen hep bir şey arıyorsun ama ne aradığını bilmiyorsun,” demişti. O cümle beni günlerce rahatsız etmişti.
Ama belki de haklıydı. Çünkü ben gerçekten ne aradığımı bilmiyordum. Sadece eksik bir şey hissediyordum.
Küçük kervan neye denir? sorusu, işte tam bu eksikliğin ortasında daha da büyüdü. Çünkü küçük kervan, belki de eksikliğin birlikte taşınmasıydı.
Bir gün Erciyes’e karşı otururken bunu düşündüm. Dağ çok büyüktü ama sessizdi. İnsan bazen büyük şeylerin sessizliğinde kendini bulur.
O an içimde garip bir huzur vardı. Çünkü ilk kez yalnızlığımın sadece bana ait olmadığını hissettim.
Birlikte Yürümeyi Öğrenmek
Zamanla bazı insanlarla yeniden yollarım kesişti. Eski bir arkadaşım aradı mesela. Uzun süredir konuşmamıştık. Sesini duyduğumda sanki yıllar bir anda eridi.
Bir kahve içtik. Çok konuşmadık. Ama o sessizlik rahatsız edici değildi.
O an fark ettim ki küçük kervan, her zaman kalabalık olmak zorunda değildi. Bazen iki kişi bile yeterdi. Hatta bazen bir insanın içindeki iki farklı ses bile bir kervandı.
O gece eve döndüğümde günlüğüme uzun uzun yazdım. Ama yazdıklarımı tekrar okumadım. Çünkü bazı duygular sadece yazıldıkları anda yaşanmalıydı.
İçimde Büyüyen Sessiz Yolculuk
Şimdi geriye dönüp baktığımda, hayatımın farklı anlarının aslında küçük bir kervanın parçaları olduğunu görüyorum. Çocukluğum, yalnızlıklarım, karşılaşmalarım…
Hepsi aynı yolda yürüyen ama farklı zamanlarda konuşan insanlar gibi.
Küçük kervan neye denir? sorusu artık basit bir tanım değil. Bir his. Bir hatırlama biçimi. Birlikte yürüyen ama birbirini tamamen anlamasa da aynı yöne bakan insanların hikâyesi.
Bazen gece Kayseri sokaklarında yürürken bunu daha net hissediyorum. Sessizlik yoğunlaştığında, sanki görünmez bir kalabalığın içinden geçiyorum. Kimse yok ama yalnız da değilim.
O an içimde hafif bir umut beliriyor. Çünkü bazı yolculuklar görünmez olur.
Sonunda Anladığım Şey
Belki de küçük kervan, birlikte yola çıkanların sadece fiziksel bir topluluğu değil. Birbirini tamamlayan eksikliklerin oluşturduğu bir bütün.
Ben bunu geç öğrendim. Ama öğrendiğimde içimde bir rahatlama oldu. Çünkü artık yalnızlığımın bile bir anlamı vardı.
Ertesi gün yine sabah erken kalktım. Kayseri’nin rüzgârı yine yüzüme vurdu. Ama bu kez farklıydı. Sanki şehir bana “Sen de bir yerdesin,” diyordu.
Ve ben ilk kez buna itiraz etmedim.
Cicimod ekibi olarak “Küçük kervan neye denir” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!